Ahmet Sakarya
Ahmet Sakarya
Kategori

Blog

Bu kategorideki tüm yazılar

Herkesin Psikoloğu Olup Kendine Geç Kalanlar

Bazı insanlar vardır… Onların diploması duvarda asılı değildir.Bir terapi odaları yoktur.Ünvanları, sertifikaları, akademik geçmişleri, klinik cümleleri yoktur belki… Ama hayattan geçerken öyle şeyler öğrenmişlerdir ki, bazı insanların yıllarca okuyup da anlayamadığı yerden bakarlar insana. Çünkü onlar hayatı kitaplardan değil, içinden öğrenmişlerdir.Kırılarak, susarak, dayanarak, kaybederek, yeniden toparlanarak… Küçük şeylerle mutlu olmayı bilirler.Bir çayın buharında nefes almayı, […]
Devamını Oku

Dijital Savunma: Yeni Neslin Millî Kalkanı

Son yıllarda Türkiye, savunma sanayisinde ortaya koyduğu kararlı duruş, yerli ve millî üretim hamleleri ve stratejik vizyonuyla dikkat çekici bir başarı hikâyesi yazmaktadır. Kara, hava ve deniz platformlarında elde edilen kazanımlar; yalnızca teknolojik bir ilerlemeyi değil, aynı zamanda bağımsızlık iradesinin güçlü bir tezahürünü de ortaya koymaktadır. Bu tablo, millet olarak hepimize haklı bir gurur yaşatmaktadır. […]
Devamını Oku

BAKIŞ DEĞİŞMEDEN HAKİKAT GÖRÜNMEZ

Zamanımızın en büyük krizlerinden biri cehalet değildir. Asıl kriz, kanaatin bilgi yerine geçmesi; ezberin hakikatin önüne oturmasıdır. İnsanlar artık çoğu meselede gerçeği aramıyor, kendi zihninde çoktan kurduğu hükmü doğrulayacak parçaları toplamaya çalışıyor. Bu yüzden aynı olaya bakan herkes aynı şeyi görmüyor; hatta çoğu zaman kimse olayın kendisini değil, kendi iç dünyasının yansımasını görüyor. Oysa hayat, […]
Devamını Oku

Suç Romantizmi ve Gerçeklik Algısının Yitirilmesi

Son iki günde yaşananlar, “üzücü olay” denilip geçilecek cinsten değildir. Bunlar, doğrudan doğruya toplumun hangi eşiğe geldiğini gösteren ağır işaretlerdir. Okul çağındaki çocuklar, kendi arkadaşına silah doğrultuyor, vuruyor, öldürüyor ya da yaralıyorsa burada kelimeleri eğip bükmenin, suçu yumuşatmanın, fail ile eylem arasına sis perdesi çekmenin hiçbir anlamı yoktur. Ortada açık bir suç vardır. Ve bu […]
Devamını Oku

Savunma Sanayisi Hayal Pazarı Değildir

İhracat, birçok kişinin zannettiği gibi katalog bastırıp iki fuara katılınca, üç ülkeye mesaj atınca, ertesi gün dövizle para toplamaya başlanacak bir alan değildir. Hele hele savunma sanayisi hiç değildir. Bu alan; hevesle değil, hazırlıkla yürünür. Niyetle değil, nitelikle girilir. Sertifikasız, sistemsiz, altyapısız, izlenebilirliksiz, kurumsallıktan uzak bir yapı ile savunma sanayisinde yer almaya çalışmak; daha yolun […]
Devamını Oku

Dindar Görünmek Başka, İnanmış Olmak Başkadır

Son zamanlarda sosyal medyada önüme sık sık aynı tip insanlar düşüyor. Yüzlerinde muhafazakâr bir ciddiyet, cümlelerinde maneviyat süsü, paylaşımlarında inanç vurgusu, ama satır aralarında tuhaf bir gösteri hevesi… Sürekli görünmek isteyen, sürekli konuşmak isteyen, sürekli kendisini “hikmetli”, “duyarlı”, “derin” biri gibi pazarlayan bir dijital tipolojiyle karşı karşıyayız. İşin daha acı tarafı şu: Bunların önemli bir […]
Devamını Oku

VİCDANIN DİJİTAL MAKYAJI

Zulüm çağında yaşıyoruz; ama ne acıdır ki bu çağ, yalnızca zulmün değil, aynı zamanda vicdanın da gösteriye dönüştürüldüğü bir çağdır. Ekran başında yapılan bazı şeyler, artık direniş değil; vicdanın dijital makyajı hâline gelmiştir. İnsanlar bir acının üzerine parmakla dokunup onu paylaşınca, sanki o acıya ortak olmuş gibi hissediyor. Oysa paylaşmak, taşımak değildir. Story atmak, bedel […]
Devamını Oku

STRATEJİK SESSİZLİK: KONUŞANLAR GÜRÜLTÜ YAPAR, SUSANLAR TARİH YAZAR

Uluslararası diplomasi sandığınız gibi bir “konuşma sanatı” değildir. Aksine, çoğu zaman konuşmamayı becerebilenlerin sahnesidir. Çünkü bu dünyada her soruya cevap verenler değil, hangi soruya cevap vermeyeceğini bilenler oyunu kurar. Bugün herkes konuşuyor. Devletler konuşuyor, liderler konuşuyor, ekranlar konuşuyor, sosyal medya zaten hiç susmuyor. Ama bütün bu gürültünün içinde kimse şunu fark etmiyor: Sürekli konuşanlar genellikle […]
Devamını Oku

DÜŞÜNMEYEN İNSANIN ELİNDEKİ YAPAY ZEKÂ, SADECE HIZLANDIRILMIŞ CEHALETTİR

Bir çağın içindeyiz; her şey hızlandı ama insanın derinleştiği pek söylenemez. Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Birkaç saniyede metin hazırlanıyor, görsel oluşuyor, rapor çıkıyor, özet yapılıyor. İnsan, tarihte belki de ilk defa kendi zihninin yetişemeyeceği bir sürate sahip araçlarla yaşıyor. Fakat burada asıl mesele teknolojinin ne kadar geliştiği değil; insanın bu gelişmenin içinde […]
Devamını Oku

YER KAPLAYANLAR

Şehir, sabahları uyanmazdı.Sadece hız değiştirirdi. Geceden kalan sessizlik, sabahın ilk korna sesiyle parçalanır; ardından herkes, bir yerlere yetişiyormuş gibi aynı yolda birbirine takılırdı. Oysa kimsenin gerçekten nereye yetiştiği pek belli değildi. Yetişmek, bu şehirde bir amaç değil, bir alışkanlıktı. Bu şehirde iki tür insan vardı:Arabacılar ve motorcular. Arabacılar, kendilerine “yolda olanlar” derdi.Motorcular ise sadece yolda […]
Devamını Oku

KOKULARIN KARAKTERLERİ VARDIR, İNSANLAR DA ÖYLEDİR…

Bir bayramın ardından kalanlar… Mesajlar gönderildi.Bazıları okundu… bazıları hissedildi… bazıları ise sadece “görüldü.” Kokuların karakterleri vardır.Fresh kokular, çiçeksi kokular, şekersi kokular, odunsu kokular…Ve insan, zamanla fark eder ki; insanlar da aslında tam olarak böyledir. Bazıları vardır… “fresh”tir.Hani o taze, ferah ve diri bir his vardır ya… İşte öyle insanlar. Onları düşünmek bile içini açar. Varlıkları […]
Devamını Oku

Durmasını Bilmeyenler Asla Koşamazlar

İnsan modern çağda sürekli hareket halinde. Sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar koşuyor. Bir yere yetişmek için, bir şeyi kaçırmamak için, bir fırsatı yakalamak için… Ama garip bir çelişki var: Bu kadar çok koşan insanın aslında nereye gittiğini çoğu zaman kendisi bile bilmiyor. Çünkü gerçek koşu, sadece hızlı hareket etmek değildir. Gerçek koşu, yönü olan […]
Devamını Oku